Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Başyazı

TÜRKİYE'NİN İLK GÜNDEM MADDESİ EKONOMİ OLMALI

 

Yaklaşık bir senedir genel seçimler ve mahalli seçimlerle devam eden seçim süreci sona erdi.
Dört yıllık seçimsiz bir döneme giriyoruz. Bundan sonra Türkiye'nin ilk gündem maddesi ekonomi olmalı. Zira ekonomide atılacak çok adım, yapılacak daha çok işimiz var. Bu dönemi kesintisiz bir icraat dönemine çevirmeliyiz.

 

Ekonomiye odaklanabileceğimiz, böylece ekonominin temellerini daha güçlendirecek yapısal reformları arka arkaya hayata geçirebileceğimiz bu dönem, ülkemiz için çok büyük bir önem taşıyor. Ekonomi yönetimi seçim öncesinde bunun sinyalini verdi. Seçim sonrasında hızla harekete geçilmesini bekliyoruz.

 

Kamuoyu yoklamalarına göre halkın yüzde 70’e yakını ülkenin en önemli sorunu olarak ekonomiyi görüyor. Hâlbuki bu soruya 2018 yılında verilen cevaplarda terör ve ekonomi seçenekleri birbirine eşit oranlardaydı. 2018’in ikinci yarısından itibaren başlayan döviz kuru şokunun ve sonrasında hızla iç piyasaya yansıyan etkisinin toplum üzerinde ne kadar önemli olduğu ortada.

 

Tedirginlik yaşayan sadece yabancı yatırımcılar değil. Yurtiçi yerleşiklerin banka mevduatları içinde dövizin payının yüzde 50’yi geçmiş olması, sokaktaki tedirginliği yansıtıyor.

 

Döviz hesapları toplam mevduatın yarısını hiç aşmamıştı. 2001 krizinde yüzde 50’ye ulaşmış ama sonrasında gelen istikrar ve normalleşmeyle yüzde 30’a kadar gerilemişti.

 

Döviz piyasasında istikrarın bir türlü sağlanamaması, artan enflasyon ve yavaşlayan iç piyasa insanlara yeniden 90’ları hatırlatıyor. Tedbir alınmasındaki hatalar ve gecikmelerle de birlikte, millet kendi göbeğini kendisi kesiyor, satın alma gücünü korumak için milli paranın yerine dövizi tercih ediyor.

 

Ancak insanların dövizi banka sisteminde tutmaya devam etmesi, esasında ülkeye olan güvenin devam ettiğini ama sıkıntının sistemde, geçici ve çözülebilir olduğuna inandıklarını da gösterir. Gereken adımlar atılır ve tedbirler alınırsa, bu dövizlerin liraya dönerek piyasaya girdiğini de görebiliriz demektir.

 

Dünya ekonomisi hassas bir döneme girerken ve yavaşlarken, Türkiye ekonomisi daha da hassas ve hatta kırılgan bir süreçten geçiyor. Dünyada 2019 yılının 2018’e göre ekonomik açıdan daha farklı ve daha zayıf geçmesi bekleniyor. 2018 yılında dünya ülkelerinin yüzde 75’i küresel canlanmaya pozitif katkı sağlamıştı.

 

Yani dünyanın yüzde 75’i bir şekilde büyüme hissetmişti. 2019 yılındaysa ülkelerin yüzde 70’inin küresel yavaşlama yaşayacağı tahmin ediliyor. Yani dünyanın yüzde 70’inde büyüme oranları önceki seneye göre daha az olacak.

 

Öte yandan bu seneye ait ilk göstergeler Türkiye ekonomisinde yavaşlamanın ötesinde bir resesyon olduğunu yani durgunluk yaşandığına işaret ediyor. 2019 yılının en azından ilk yarısına kadar ekonomide büyüme beklenmiyor. Gündemin siyasete odaklanmasının ve ekonominin ikinci planda kalmasının bunda etkisi olduğu muhakkak.

 

Ana ticaret ortaklarımızda, özellikle Almanya dahil Avrupa Birliği ülkelerinde ekonomik büyümenin yavaşlaması da, Türkiye ekonomisinin toparlanma sürecini zorlaştıracak gibi görünüyor.

 

Ayrıca Brexit süreci, İngiltere’yle ticaretimizin ne şekilde devam edeceği konusundaki soru işaretleri ve ABD Başkanı Trump’ın tavırlarıyla alevlenen ticaret savaşları da bizi olumsuz etkileyecek faktörler arasında.

 

Dünya ekonomilerinde belirsizlikler artarken bizim ilk yapmamız gereken ülke içinde belirsizlikleri azaltmak, her an her şeyin olabileceği ülke görünümünden çıkmak, kural hakimiyetini tesis etmek olmalı. Bu herkese güven verecek ve olumsuz algıların önüne geçecektir.

 

Daha sonrasında, yurtiçi ve yurtdışı piyasaları Türkiye konusunda sakinleştirmek için kapsamlı, tutarlı ve zamanlaması belli bir programı hayata geçirmeliyiz. Yani yeni bir Türkiye hikâyesi ve yeni bir büyüme modeli gerekiyor. Tüm bunlar sadece ekonomik konuları içermekle kalmamalı, adalet ve yargı sistemi, hukukun üstünlüğü, kurumların yapısının kuvvetlendirilmesi, liyakatin öne çıkarılması gibi kamu idarisinin yeniden yapılanmasını da kapsamalı.

 

Mahalli seçimler esasında Türkiye’nin eline yeni bir fırsat da sunmuş oldu. Çeşitli şehirlerde belediye başkanlıklarının el değiştirmesi, Türkiye’de demokrasisinin sağlıklı bir şekilde işlediğini dünyaya gösterebilir. Elbette her seçimden sonra yapılması doğal olan sandık sayım sonuçlarına itirazların da hukuki normları ve teamüller içinde kalınarak, kuralına uygun bir biçimde hükme bağlanması da son derece önemli.

 

Dünya ekonomisinde yeni bir dönem başladı. Düşük faizle tetiklenen yüksek kredi akımına dayalı kolay büyüme dönemi bitti. Ülkeler ve özellikle Türkiye gibi gelişmekte olanlar, verimlilik artışlarına ve inovasyona dayalı yeni ve farklı bir büyüme süreci üzerine odaklanmak durumunda.

 

Esasında bunları yaptığımızı geçmişte gösterdik. 2001 krizi ertesi sorunları doğru tespit edip doğru yapısal reformları devreye sokunca, Türkiye ekonomisi kişi başına geliri 3 bin doların altında orta seviye bir ekonomiden 2008’de kişi başına geliri 10 bin doları geçen üst orta seviye bir ekonomiye dönüştü. Sonrasında hep başka konular ekonominin önünde geçti, patinaj dönemine girdik, aynı seviyede kaldık.

 

Şimdi yine önemli bir noktadayız. Uzun süredir ertelediklerimizi yapmak, almadığımız kararları almak zorundayız. Çok işimiz var. Ama dün yapabildiysek bugün de yapabiliriz. 1980 sonrasında ve özellikle 2002’den itibaren aldığımız mesafenin önemini ve değerini hep akılda tutalım.

 



 
Ekonomik Forum dergisinin tamamı için lütfen buraya tıklayınız.




Adınız Soyadınız
E-Posta Adresiniz
Kullanıcının E-Posta Adresi
Gönderenin Notu
Mesajınız Gönderilmiştir
İlginiz için teşekkür ederiz
ARAMA