Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Başyazı

ENSEYİ KARARTMADAN AMA TEMKİNLİ İLERLEMELİYİZ

 

Ekonomide toparlanma 2019’un son çeyreğinde belirgin hale geldi. Öncü göstergelere göre çeyrek bazındaki büyümenin yüzde 5,5 ila 6,0 arasında olması bekleniyor. Bu durumda yılın tamamı için büyüme yüzde 1’e yaklaşabilir. 2019 yılını pozitif büyümeyle kapatmak önemli. Öte yandan nüfus artışının yüzde 2 civarında olduğu yani büyümenin üzerinde gerçekleştiği göz önüne alındığında kişi başı gelirde azalma olduğu da unutulmamalı.

 

Büyümedeki toparlanmanın üç ana nedeni var: Maliye politikasının desteği (Kamu harcamalarının artırılması, yeni teşvikler ve vergi indirimleri), ihracat artışı ve tüketici kredilerindeki genişleme.

 

Önceki yıllardaki mali disiplin ve azalan kamu borç stoku kamu bütçesinde kullanılabilecek bir alan yarattı. Bu sayede ekonomideki küçülmeyi azaltmak üzere maliye politikası gevşetilebildi. Bu seneyse maliye politikasından büyümeye 2019’daki gibi bir katkı beklememek gerekir. Zira artan bütçe açığı daha fazla borçlanma ve daha fazla faiz yükü getirecek. Maliye politikasında toparlanma olmalı ve bütçe açığı tekrar makul seviyelere indirilmeli ki ileride tekrar ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek bir manevra alanı ortaya çıksın.

 

Kamu bütçesinde yeniden disiplin sağlanmasını gereğinin bir nedeni de hızla artan kamu borçlanması. 2001 krizinden sonra uygulanan ekonomi programının başarılı sonuçlarından biri de kamunun hem toplam hem de döviz cinsinden borcunun düşmesiydi. Sağlanan iktisadi ve siyasi istikrarla birlikte ekonomiye ve milli paramıza duyulan güven artmış, dövize yönelim azalmış, kamu borcu içinde döviz borcunun payı yüzde 58’den yüzde 26’ya inmişti. Son dönemde yeniden ve hızla artmaya başladı.

 

Başkalarının bastığı para cinsinden borçlanmanın en büyük sakıncası ani kur sıçramalarının borcunuzu da sıçratması. Geri ödeyeceğiniz borç miktarını artırıyor ve bütçenizi bozuyor. Kurun sıçradığı dönemlerde büyüme düştüğü için borcun milli gelire oranı da yükseliyor. Bu da hem kredi notunu düşürüyor hem de risk primini artırıyor.

 

Türkiye 2001 krizinde yaşananlardan aldığı dersle tüketicilerin döviz cinsinden borçlanmasını engelledi. Ayrıca, döviz cinsinden geliri olmayan şirketlerin döviz cinsinden borçlanması da yasaklandı. Bu yasak 2008-2009 küresel krizinden sonra kaldırıldı. Zira ucuz döviz borcunun dayanılmaz cazibesi vardı. Şirketler kesiminin döviz cinsinden borcu döviz cinsinden alacağını çok üzerinde çıktı. Sonrasında 2018’in ikinci yarısında kur sıçrayınca, şirketler çok zor duruma düştüler. 2018’de ekonomimizin daralma sürecine girmesinin temel nedenlerinden biri de buydu.

 

2018’deki kur şokunu izleyen dönemde, şirketlerin döviz cinsinden borçlanmalarına doğru bir kararla tekrar kısıtlamalar getirildi. Oysa kamu kesimi döviz cinsinden borçlanmayı aynı dönemde çok yükseltti. Geldiğimiz noktada kamunun borcunun yarısı döviz cinsinden olması iyi bir şey değil.

 

Dış ticaretteki gelişmelere baktığımızdaysa son çeyreğe kadar büyümeye buradan artı katkı sağlanırken, artan büyüme ve ertelenen talebin devreye girmesiyle ithalat artışı ihracatı geçti. Net ihracatın büyümeye katkısı eksiye döndü. 2019 yılının dördüncü çeyreğinde mal ve hizmet ihracatı yüzde 4 artarken ithalatsa yüzde 18 büyüdü.

 

Bu sene dış ticaret tarafında beklenmeyen bazı gelişmeler de ortaya çıkıyor. Corona salgını farklı etkilere yol açabilir. Birincisi dış pazarlarda Çin’in yerini alma fırsatı çıkabilir. Ancak bu durum o pazarlarda talep düşmezse yaşanabilir. Petrol başta olmak üzere emtia fiyatlarındaki düşüş genelde lehimize. Öte yandan salgının dünya ticaret hacmini, taşımacılığı ve turizmi olumsuz etkilemesi bekleniyor. Çin’den ara malı tedarik eden üreticiler ise zor durumda. ABD’nin güvenli liman olarak görülmesinin dolara değer kazandırması da dış kaynak bulmamız ve bulunan kaynağın maliyeti açısından olumsuz olabilir. Gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının nasıl tepkiler vereceği de önemli bir faktör olacak.

 

Yurt içi tüketim tarafındaysa artış eğilimi görülüyor. Son çeyrekte tüketim malları ithalatı yüzde 15, ÖTV yüzde 19 ve kamu tüketim harcamaları yüzde 13 oranında artış gösterdi. Ancak tüketici kredilerindeki ivmelenme finansal istikrar açısından istenilir bir gelişme olmayabilir. Zira hem ticari kredilere daha az alan kalıyor, hem de büyümenin tüketim ağırlıklı olması sürdürülebilir gözükmüyor.

 

Yatırımlar tarafındaysa yılın dördüncü çeyreğindeki harcamaların arttığı görülüyor. Üretim kapasitesini korumak açısından olumlu bir gelişme. Ancak henüz yeterli değil. Yapılan yatırım harcamalarını çoğunlukla yenileme amaçlı olduğu, ilave veya yeni üretim konusunda henüz istenen ivmenin yakalanmadığı düşünülüyor.

 

Dış politika, çevre coğrafyanın durumu, Suriye ve Libya meseleleri, AB, ABD ve Rusya ile ilişkiler de önemini korumaya devam ediyor. Bunlara ilaveten bir de henüz bizim gündemimizde pek öne çıkmayan ama özellikle Batı’da ilk sıralarda konuşulan küresel ısınma tehdidi var. Emisyonların sınırlandırılması ve ithal mallardan karbon vergisi gündemde. Kamu yatırımları, teşvikler ve sanayi politikası tasarımında bunları da dikkate almamız gerekiyor. Dikkate almazsak Özal ile başlayan dışa açılarak zenginleşme süreci tıkanır. Tüm bunlar değerlendirildiğinde 2020’nin ekonomi açısından yılın başında beklenildiği kadar olumlu geçmemesi ihtimali ortaya çıkıyor. Enseyi karartmadan ama temkinli ilerlemekte fayda var.

 



 
Ekonomik Forum dergisinin tamamı için lütfen buraya tıklayınız.




Adınız Soyadınız
E-Posta Adresiniz
Kullanıcının E-Posta Adresi
Gönderenin Notu
Mesajınız Gönderilmiştir
İlginiz için teşekkür ederiz
ARAMA