Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Başyazı

İNOVASYONA DAYALI BÜYÜME İLE ÜLKEMİZ HIZLI ZENGİNLEŞİR


Birleşmiş Milletler’in bilgi ve iletişim teknolojilerinden (BİT) sorumlu kuruluşu Uluslararası Telekomünikasyon Birliği her yıl endeks yayımlayarak ülkeleri karşılaştırıyor. Dünyadaki ülkelerin dijital çağa ne kadar hazır olduklarını gösteriyor.

 

Bu endeks üç ana bölümden oluşuyor. Öncelikle ülkenin  sabit ve mobil telefon altyapısı, internet altyapısı gibi BİT altyapısına ilişkin göstergeleri inceleniyor. İkinci bölümde bilgi ve iletişim teknolojilerinin ilgili ülkede ne kadar yaygın kullanıldığına bakılıyor. Son olarak ülke nüfusunun beceri setine ilişkin eğitim gibi göstergelere yer veriliyor.

 

Türkiye 2007 yılında bu endekste 56’ncı sıradaydı. 2016 yılında 175 ülke arasında 70’inciliğe geriledi. Elbette endeks her şeyi kapsamıyor. Eksik hususlar da var. Mesela altyapı açısından ülke içinde fiber optik kablolamanın ne kadar yapıldığı konusunda veri sağlamıyor. Gerçi biz bu açıdan da iyi bir noktada değiliz.

 

Ülkemizdeki toplam karayolu ağı 1,1 milyon kilometre iken fiber optik kablo ağı 240 bin kilometre. Karşılaştırma yapmak gerekirse Kore’de kilometrekareye 6 kilometre fiber optik kablo düşerken, Türkiye’de bu oran 0,3 kilometre civarında. Bunun da katkısıyla Kore 1’inci sırada, biz ise 70.

 

Yeni sanayi devrimiyle birlikte makineler birbirleriyle konuşmaya başlayınca, iletim hatlarından nakledilmesi gereken veri miktarı geometrik hızla arttı ve artmaya devam ediyor. Bu da etkin iletişim için fiber optik kabloları son derece önemli hale getiriyor. 20’nci yüzyılda karayolu yapmak sanayi için ne kadar önemliyse, 21’inci yüzyılda cam liflerden yol yapmak sanayi için o kadar önemli. Demek ki bizler zaten kısıtlı olan kaynaklarımızı beton dökmeye harcadığımız kadar fiber optik kablolama için harcasaydık şimdi yeni sanayi devrimine daha hazır bir ülke olabilirdik.

 

Listedeki ilk 10 ülkeye bakınca içinde Batılı olmayan yalnızca iki ülke görüyoruz: Kore ve Hong Kong. Bunlara ilk 20’de Singapur, ilk 30’daysa Macao ve Bahreyn ekleniyor. İlk 30’da yalnızca beş ülke Batı’nın dışında.  Demek ki herkesin ezberinde olan Batı çöküyor Doğu yükseliyor resmi burada karşılık bulmuyor.

 

Ekonomik büyüklük ve yatırım açısından rakibimiz olan ülkelin durumuysa şöyle: Rusya 43’üncü, Polonya 50’nci, Brezilya 63’üncü sıradalar ve bizden iyiler. Sadece Güney Afrika ise 88’inci sırada ve bizim altımızda.

 

Ama asıl ilginç tablo Orta Doğu’da ortaya çıkıyor. Sürpriz bir şekilde burada ilk beş içinde değiliz. Bahreyn 29, İsrail 30, Birleşik Arap Emirlikleri 38, Suudi Arabistan 45, Katar ise 46’ncı sırada. Demek ki Bilgi ve iletişim teknolojileri açısından bakıldığında bölgemizde bizden çok daha iyi performans göstermiş ülkeler var. Bizim gibi durumu bozulan diğer ülkelerse İran ve Mısır. Mısır 96’dan 100’üncü sıraya, İran ise 84’ten 89’a gerilemiş. Rekabet gücümüzün geleceği açısından sıkıntılı bir durum sözkonusu.

 

BİT işi önemli zira yeni sanayi devrimi buradan başlıyor. Buradaki vaziyet yeni sanayi devrimine uyum için gerekli sektörel değişim kapasitesini gösteriyor. BM’nin endeksine göre Türkiye’nin BİT kapasitesi 2007’den 2016’ya geriliyor. Demek ki başkaları 21’nci yüzyıla girmişken Türkiye hala 20’inci yüzyılda kalmaya devam ediyor ve teknolojiyle değil inşaat yapmakla öğünmeyi sürdürüyor.

 

Dış ticarete konu olmayan yeni iç tüketime ve inşaata odaklı büyüme yapımız nedeniyse sanayimiz bir türlü istediğimiz şekilde gelişmiyor. Yatırım malı ithalatı artışı yüzde 2002-2007 döneminde yüzde 26 iken, 2012-2017 döneminde yüzde 1’e inmiş durumda. Peki ithal etmek yerine içeride mi ürettik diye baktığımızda bunu da göremiyoruz. Yatırım malları üretim artışı ilk dönemde yüzde 11 iken ikinci dönemde yüzde 4’e gerilemiş.

 

Türkiye’nin milli gelirinin yüzde 16’sı imalat sanayinde yaratılırken, bir o kadarı da yani yüzde 15’i inşaat ve gayrimenkul hizmetlerinde yaratılmış. Buna karşılık makine ve teçhizat yatırımlarının milli gelir içindeki payı bu oranın üçte ikisi kadar yani yüzde 10. İşte inşaata yapılan yatırım kadar makine ve teçhizat yatırımı niye yapılmıyor sorusuna cevap bulmamız gerekiyor.

 

Başkalarının yaptıklarını biz de yapabiliyoruz diye öğünmeyi bırakıp, başkalarının yapamadıklarını yapabiliyor olmalıyız. Zaten inovasyona dayalı büyüme demek başkalarının yaptığı malların yanına, kendine özgü malların üretimini de ekleyebilmek demek. Geleneksel sektörlerindeki üretim süreçlerini yeni teknolojilerle dönüştürebiliyor olmak demektir. Böyle olduğunda, hem ülke daha hızlı zenginleşir hem de bölüşüm daha hakça olabilir.

 



 
Ekonomik Forum dergisinin tamamı için lütfen buraya tıklayınız.




Adınız Soyadınız
E-Posta Adresiniz
Kullanıcının E-Posta Adresi
Gönderenin Notu
Mesajınız Gönderilmiştir
İlginiz için teşekkür ederiz
ARAMA