TOBB - Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

​“Arama konferansları ile vizyon ve misyonumuzu belirledik”


15.12.2012 / Bolu



​TOBB Türkiye Medya ve İletişim Meclisi “Yeni Yüzyılda Medya ve İletişim Arama Konferansı, Bolu Gazelle Resort Otel'de gerçekleştirildi. ​

 

HABER FOTOĞRAFLARINI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ.

 

HABER VİDEOSU İÇİN TIKLAYINIZ.

 

Konferansa, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, TOBB Yönetim Kurulu Sayman Üyesi İlhan Parseker ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Harun Karacan katıldı.

Konferansta konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, arama konferansı ile ilk defa 2002 yılında tanıştığını, o zaman kadar bu konferans ne iş yapar diye düşündüğünü söyledi.

2002 yılında yaptıkları TOBB arama konferansı ile yeni bir vizyon ve misyon üstlendiklerini ifade eden Hisarcıklıoğlu, TOBB ETÜ ve TEPAV’ın kurulmasının, odaların hizmet kalitesinin artırılmasının, uluslararası kurumlarda etkin pozisyon alınmasının, Kredi Garanti Fonu’nun aktif hale getirilmesinin, VOB, KGK ve GGK’nın kurulmasının, sanayi veritabanının kullanışlı hale gelmesi ve gümrük kapılarının modernizasyonunun bu arama konferansında çıktığını anlattı.

2009 yılına kadar tüm bu kararların hayata geçirildiğini belirten Hisarcıklıoğlu, 2009 yılında yeni bir vizyon çizilmesi ve yeni bir misyon koymak için 2010 yılında bir arama konferansı daha yaptıklarını söyledi.

Hisarcıklıoğlu, UMEM Beceri’10 projesi ve anayasa çalışmalarının da burada ortaya çıktığını vurguladı.

 

Mesleği olmayan kişinin meslek edinmesi kapsamında, sektörel elemana ihtiyaç duyulması halinde, o iş koluna eleman eğittiklerini dile getiren Hisarcıklıoğlu, hükümet ve özel sektörün işbirliği içinde çalışmalar yaptıklarını söyledi.

Hisarcıklıoğlu, 3 ay boyunca Milli Eğitim Bakanlığı'nın meslek okullarında eğitim verdiğini vurgulayarak, ''Bu süre boyunca günlük 20 lira cep harçlığı. Eğitimin ardından 3 ay da tezgahta eğiteceksin deniliyor. 3 ay da işletmemde çalıştırıyorum. Bana maliyeti yok. Günlük 25 lira cep harçlığı bir de sigorta. Toplam 6 ayın sonunda sertifika alabileceğine dair görüş bildirilmesinin ardından işe başlatılıyor. Bu kişiyi çalışan olarak aldığınızda, 4,5 yıla kadar istihdam üzerindeki vergi yükü yüzde 18 indiriyor. Bu herkesin kazandığı bir proje'' şeklinde konuştu.

Hisarcıklıoğlu, konferanslardan çıkan fikirleri herkesin benimseyerek yol haritasının ortaya çıktığını ifade ederek, ''Gelecekte ne olmak istiyorsanız, gelecekte misyon olarak ne yapmanız gerektiği araştırılıyor. Fakat üzüldüğüm bir konu var, medya patronlarının da burada olmasını isterdik'' dedi.


-Başbakan Yardımcısı Arınç

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da, yayıncıların zarar görmemesi konusunda iyi niyetli olduklarını belirterek, ezici bir rekabetin yaşandığı sektörde, mevcut kanalların hepsinin Türkiye için bir ihtiyaç olduğunu söyledi.

Arınç, TRT'nin 15 kanala sahip olarak kamu yayıncılığı yaptığını ifade ederek, özel kanalların hepsinin frekans sahibi olması konusunda aynı zamanda gruplara tahsis edilecek sayılar dikkate alındığında eksiklik yaşanmayacağını ümit ettiğini kaydetti.

Gelecek yıl mart ayına kadar, kanunun ön gördüğü 2 yıl içinde ihalelerin yapılacağını dile getiren Arınç, yerel ve bölgesel televizyonlar içinde hazırlandıkları yeteri kadar kanal olacağını ve bunların da ihalelerinin yapılmış olacağını bildirdi.

Arınç, 1994'te yasa çıkarılırken ne amaçlandıysa 20 yıl sonra kendilerinin bunu yapma konusunda muvaffakıyet kazanacaklarını düşündüğünü belirterek, Basın İlan Kurumu'nun bir kanun teklifinin meclise verildiğini dile getirdi.

Basın İlan Kurumu'nun yapılanmaya gittiğini ifade eden Arınç, ''Bu süreci mecliste takip edeceğiz. İnternet medyasıyla ilgili RTÜK Kanunu çıkardıktan sonra hedefimizin bu olduğunu söylemiştim. Bu söylememin üzerinden neredeyse 1,5 yıl geçti. 1,5 yıl paydaşlarla konuyu tartıştık. Hatta kendi internet sitemize koyduk. Tartışılmasını da istedik. Ama Türkiye'de şöyle bir durum var, bir kısım insanlar ilgisiz davranıyorlar. Tam iş konuşulacak noktaya geliyor düğmeye basacağız. Bir feryad-ı figan. 'Aman böyle olmasın'. Kardeşim 1 yıldır neredeydin sen. Biz ilan ettik, bir zahmet okusaydınız da bu şikayetlerinizi bize o zaman bildirseydiniz, biz bunu hemen çıkartacaktık.''

-Basın Kanunu'ndaki haber siteleri düzenlemesi

Yeni yasama yılı başladığında internet medyasıyla ilgili kanunu çıkaracaklarına dikkati çeken Arınç, taslağının kendisinde olduğunu ve paylaşımının yapılacağını söyledi.

Arınç, konuyla ilgili 3 itirazla karşılaştıklarını ifade ederek, internet medyasında hedeflediklerinin, haber portalları olduğunu kaydetti.

Haber siteleriyle ilgili bir düzenleme yapmak istediklerini belirten Arınç, ''Bunu, Basın Kanunu çerçevesinde, kanunun gazetecilere tanıdığı hakların tamamından istifade edeceği noktaya getirmek. Bunun içine reklamı, ilanı, basın kartı ve diğerlerini koyabilmek. Basın kartı ve diğerlerini de gazetecilik yapan bu arkadaşlarımızın hakları olduğunu düşündük. Burada bir itiraz yoktu. Haber siteleri, bundan sonra internet medyasının Basın Kanunu içerisine uyarlanmasıyla bu haklardan istifade edecek'' diye konuştu.

Arınç, yazılı medyada bazı itirazların olduğunu kaydederek, bunun, ''köşe yazarları veya gazete çalışanlarının emeklerinin, onlardan habersiz internete aktarım olduğu'' konusunda olduğunu bildirdi.

Diğer tarafın dinlendiğinde ise bu haberin kamuya mal olduğunun ifade edildiğini dile getiren Arınç, onlara da hak verilecek bazı noktalarda olduğunu bildirdi.

Basın Kanunu'nun 14. maddesinin aslında bu sistemi getirdiğini ifade eden Arınç, ''Onu biraz daha revize edip, 'bu hakları da koruyabilecek bir noktaya gelebilir miyiz-' diye düşündüm. Bunu da bir düzenleme maddesi olarak getirdik. Maalesef ancak getirebildik'' dedi.

-''Paylaşım sitelerinde insanlara hakaret edilmesi herkesi rahatsız ediyor''

Bilişim yoluyla işlenen suçlara ilişkin 6 veya 7 yıl önce çıkan bir kanunun olduğunu anlatan Arınç, bu kanunun yürürlükte olmasına rağmen fazla bir etkisinin olmadığını söyledi.

Arınç, internetteki paylaşım çeşitli yollarla hakaretler yapıldığını ve bunların herkesi rahatsız ettiğini vurgulayarak, bundan keyif alan kişiler ve grupların bulunduğunu kaydetti.

''Daha işler bir ceza sistemi olabilir mi-'' diye düşündüklerini ifade eden Arınç, şöyle konuştu: ''Ben bu işin sahibi bir bakan olarak itiraz ettim. Dedim ki biz bir pozitif düzenleme yapıyoruz. Bu düzenleme internet medyasındaki haber sitelerini Basın Kanunu içine almak ve onlara hak vermektir. Ama siz bir ceza hükmü getirmek istiyorsunuz, onu ayrıca yapacaksanız onun sahibi Adalet Bakanlığı olsun. 'Bu yolla işlenen suçlar nedir, nasıl cezalar veriliyor, bunun istatistiği nedir, ne kadar etkili olmuştur', bütün bunları da negatif bir ceza sistemi içerisinde tartışacaksanız 'onun yeri farklıdır' diye düşünmüştük. Biz kendimize göre hazırlığımızı bitirdik. Bazı müeyyidelerle 15 maddelik bir kanun taslağı hazırladık. Önümüzdeki günlerde tekrar Bakanlar Kurulu'na sunacağız.

Basın özgürlüğü veya bu konudaki hukuksuzluklar, içeride olmak üzere yargılananlar bütün bunlar Türkiye'nin bu günlerde bir gerçeği. Mesela bizim Basın Kanunu'nda, Radyo Televizyon Üst Kurulu Kanunu'nda veya internet medyasıyla ilgili yapacağımız düzenlemede şahsi hürriyeti bağlayıcı bir ceza yok. 'Ben bundan dolayı zarar gördüm, bu kadar hapse mahkum oldum' diyemez kimse. Peki nereden ceza görüyorlar. Bir, mutlaka Türk Ceza Kanunu'ndan, ikincisi, Terörle Mücadele Kanunu'ndan bir de özel müeyyidesi olan ceza içeren maddeler var. Ama tecrit sınırları içerisinde olduktan sonra yine şahsi hürriyeti bağlayıcı ceza gündeme gelmeyebiliyor.''

-Gümrük ve Ticaret Bakanı Yazıcı

Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı ise medyanın geleceği tartışılırken güven sorununun da ele alınması gerektiğini anlattı.

Medyanın, eğlendirme ve kendi yorumlarını yapmasının yanı sıra güven konusunda da taviz vermemesi gerektiğini vurgulayan Yazıcı, ''Toplumsal yapıyı, kültürel dokuyu nasıl değiştirip, dönüştürdüğünü de iyi hesap etmesi gerekiyor. Sadece magazin anlayışıyla yayıncılık, habercilik yapılmamalıdır. Sadece magazin anlayışıyla hareket etmek, medyanın inandırıcılığını, medya mensuplarının da toplumdaki saygınlıklarını kaybettirir'' dedi.

Yazıcı, şöyle devam etti: ''Türkiye'de, 2007 yılında yapılan bir araştırmaya göre, medyanın güvenilirlik oranı yüzde 25. Bu oranla dünyada medyaya güven bakımından 128 ülke arasında sondan dördüncü sıradayız. Medyanın geleceği tartışılırken, güven sorununun da tartışılması gerekiyor. Bilginin doğruluğu, haberin doğruluğu konusunda sürekli bir şüphe çağında yaşıyoruz.''

-''Reklam bir hayat biçimini de pazarlar''

Özellikle televizyonlarda yer alan reklamların güvenilirliğinin iyi araştırılması gerektiğine işaret eden Yazıcı, ''Reklam sadece bir ürün değil, bir hayat biçimini de pazarlar. Bu nedenle medyanın, her alanında çalışanlar gibi, reklamcıların da sosyal sermayeyi ve kültürel ögeleri en çok kullanan ve yeniden üreten kişiler olarak, reklam içeriğinde bazı noktalara azami dikkat göstermeleri gerekiyor. Reklamı yalan söyleme sanatı değildir, olmamalıdır da. Özellikle internet mecrasında yer alan reklamlara bakıldığında, piyasaların, kozmetik veya gıda takviyesi kapsamına giren ürünlerle dolu olduğu görülmektedir'' şeklinde konuştu.

Yazıcı, bakanlığı bünyesinde kurulan Reklam Kurulu'na reklamlarla alakalı çok sayıda şikayet geldiğini aktardı.

Bu tür şikayetlerin geçmiş yıllara göre büyük ölçüde arttığını vurgulayan Yazıcı, ''Reklam Kurulu'na yapılan başvurulara baktığımızda sağlık, kozmetik veya gıda takviyesi kapsamına giren ürünlerin reklamlarına ilişkin şikayetler önemli ölçüde artmaktadır. İnsan sağlığını doğrudan ilgilendiren reklamlara ilişkin şikayetlerin, toplam şikayetler içindeki payı, yüzde 32 oranındaydı. Bu oran 2012'de yüzde 56'ya çıktı'' ifadelerini kullandı.

''2012 yılında Reklam Kurulu'na yapılan 2 bin 322 başvurunun yüzde 9'u bu tür gıda takviyesi reklamlarıyla ilgiliydi'' diyen Yazıcı, sözlerini şöyle tamamladı: ''Bu yıl bu oran yüzde 30'a ulaşmıştır. Tüm bu reklamlar, bu alanda yaşanan sorunların ve tüketici mağduriyetlerinin, ekonomik büyümeyle birlikte giderek arttığını göstermektedir. Burada reklamları yayınlayan kuruluşlara da sorumluluk düşmektedir. Özellikle insan sağlığıyla ilgili ürünlerin reklamının yayınlanması, sadece maddi bir konu değildir. Medya kuruluşlarımızdan bu tür sağlıkla ilgili reklamlara hassasiyetle davranmalarını bekliyoruz.

Bakanlık olarak, sektördeki firmalara ve reklam ajanslarına idari cezalar vermekten ziyade, ülkemizde dürüst ve sorumlu bir pazarlama ortamının oluşmasını hedefliyoruz. Bu noktada, özgürlük ve güvenlik dengesinin, tüketicinin korunması yönünde iş birliği içinde kurmalıyız.''





Adınız Soyadınız
E-Posta Adresiniz
Kullanıcının E-Posta Adresi
Gönderenin Notu
Mesajınız Gönderilmiştir
İlginiz için teşekkür ederiz
ARAMA